çerkesler, Türkiye'nin 2014 Kış Olimpiyatları'na Sporcu Göndermesini İstemiyor


çerkesler, Türkiye'nin 2014 Kış Olimpiyatları'na Sporcu Göndermesini İstemiyor

AHA- Çerkes Dernekleri Federasyonu başkanı Dr. Nusret BAŞ, Soçi'de olimpiyatların yapılmasına Çerkesler'in karşı olduğunu bir açıklama ile bildirdi. Dr. Nusret BAŞ'ın açılaması;

"Dünya'nın en büyük ve en geniş ülkelerinden biri olan Rusya Federasyonu, 2014 yılı Dünya Kış Olimpiyatları'na ev sahipliği yapacak.Bu büyük ülke Rusya Federasyonu'nun kış olimpiyatları konusunda daha uygun bölgeler var iken Soçi şehrinde ısrar etmesinin arkasında, Türk basının ve halkımızın bilmediği bir gerçek var. Çerkesler olarak, değişik çalışmalarla bu gerçeği, Rusya'nın emelini açıkça ortaya koymaya devam ediyoruz. Rusya konsolosluğu önünde basın açıklamaları ve yürüyüşler, soykırım ve sürgün konulu paneller, yabancı ülkelerin sporcu ve aktivistlerine Soçi bölgesinin kanlı geçmişi hakkında bilgilendirmeler, sosyal medyada ses getiren etkinlikler, imza kampanyaları gibi birçok çalışmayla başta Türkiye olmak üzere tüm Dünya ülkelerinin dikkatini bu kirli tezgaha çevirmek istiyoruz.

Dünya Olimpiyat Komitesi'nin kararlarına göre, ''insanlık suçu-soykırım işlenen topraklarda barışın simgesi olan olimpiyatlar gerçekleştirilemez'' diyor. Ama, Soçi kenti bu konuda Rusya için hiç temiz bir geçmişe sahip değil ve bu topraklarda asla olimpiyatlar yapılmamalı.
1763-1864 yılları arasında bu topraklarda (Çerkesya veya Osmanlı kaynaklarında Çerkezistan olarak da belirtilen Kuzeybatı Kafkasya'da) bölgenin yerli halkı olan Çerkesler (Adığeler), günümüz Rusya Federasyonu'nun tarihi mirasçısı durumundaki Rusya Çarlığı tarafından önce, askeri ve ekonomik dengelerin asla eşit olmadığı savaşlarla katledildi, binlerce yıldır anavatanlarında huzur içinde oturan bu halklar zorla yerinden edildi, sürgüne ve işgale direnenler ise soykırıma uğratıldı.Bahsedilen bölgede bu süreçte sadece savaşlarda bir milyondan fazla insan ''işgale direndikleri için'' katledildi, yerinden yurdundan kopmak istemeyen halkın en az bir buçuk milyonu daha sürgüne tabi tutuldu.Başta Anadolu ve Balkanlar olmak üzere o dönemde Osmanlı Devleti'nin topraklarına iskan edilen bu halk, sürgün esnasında yüzbinlerce insanı yolda kaybetti.Anavatan Çerkesya'da ise kalan nüfus nerdeyse iki yüz bin civarındaydı.Yani o dönemde, nüfusun yüzde doksanı katledildi veya sürgüne zorlandı.
Kış olimpiyatlarının yapılacağı alan yani Soçi bölgesi aynı zamanda, Çerkes-Rus savaşlarının Rusların ezici üstünlüğü ile bitimini de simgeleyen, katliamın son dalgasını gerçekleştirerek zafer yürüyüşün yapıldığı “Kızıl Çayır” Krasnaya Polyana, gerçek adıyla Kbaada bölgesidir.Başta Soçi olmak üzere, Kuzeykafkasya'da her yer belirgin olmayan binlerce Çerkes mezarlıkları ile çevrilidir.Şehitlikler ve mezarlar üzerinde barışı simgeleyen olimpiyatların yapılması insani ve yasal değildir.
Soçi (Çerkesler Saçe der) bölgesinde yapılacak olimpiyatlar, Rusya Federasyonu tarafından atılmış siyasi bir hamledir, amaç; son dönemde Rusya'ya karşı yüksek sesle dile getirilen Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nü olimpiyat yalanı ile sümen altı etmek, değişik organizasyonlar ile uluslar arası kamuoyunu yanıltmaktır.Rusya Federasyonu'nun tüm zorba girişimlerine rağmen Çerkeslerin haklı çıkışları ve itirazları daha yüksek tonda çıkmaya devam edecektir.
149 yıldır yaşadığımız ve kanımızla canımızla sahiplendiğimiz, Çerkesler olarak kuruluşunda da büyük katkı sunduğumuz devletimizden beklentimiz Rusya Federasyonu'nun bu kirli oyununa Türkiye'nin alet olmaması ve Türkiye'nin kış olimpiyatlarına sporcu göndermemesidir.Türkiye, Çerkeslerin bu haklı itirazına kulak vermeli ve beş milyon vatandaşını rencide etmemelidir.Çerkesler olarak, Rusya Federasyonu'nun bu kirli tezgahına alet ve ortak olanları asla af etmeyeceğiz, her platformda kırgınlığımızı dile getireceğiz.

EK-1: SOÇİ 2014 OLİMPIYATLARI’NA KARŞI DURMAK İÇİN 14 SEBEP:

2014 Soçi Olimpiyatları, Çerkes Soykırımı’nın 150. yıl dönümü olacak. Soçi’yi Ruslar için bu denli kutlu bir yılda Kış Olimpiyatları alanı olarak seçmek, Rusya İmparatorluğu’nun Çerkes Halkı’na yaptığı zulmün ve sistematik katliamının daimi merasiminin temsilidir. Soykırım kurbanlarının toplu mezarları üzerine Olimpik Köy inşası, yapılan bu vahşeti fiilen belleklerden silme çabasını sembolize etmektedir!



1) Halen Rusya tarafından tanınmamış, uygar dünyadan ise saklanmakta olan Çerkes Soykırımı, Çerkesya yerli halkının kasten yok edilmesine yönelik bir girişimdi. Soçi’de inşa edilen olimpik stadyumlar ve olimpik köy soykırım sırasında acımasızca katledilen Çerkeslerin toplu mezarları üzerinde yükselmektedir.
2) Ruslar tarafından işgal edildikten sonra adını orada Rus kuvvetlerince akıtılan Çerkes kanından alan “Kızıl Çayır” Krasnaya Polyana, gerçek adıyla Kbaada, 2014 Kış Olimpiyat Oyunları’nın merkezi olarak seçilen bu yer, 21 Mayıs 1864 tarihinde o zamanki tüm Çerkes nüfusunun %50’si, 1.5 milyon erkek, kadın, çocuğun hayatını kaybettiği ve Kafkas-Rus Savaşları sonunda Rusların zaferlerini kutladıkları yerdir.
3) Çerkesya’nın başkenti Soçi, 1 milyondan fazla Çerkes’in sürgün noktasıdır.
4) Bugün kalan nüfusunun yaklaşık %90’ı anavatanından uzakta yaşayan Çerkesler, dünyanın en büyük oransal diasporasına sahip milletidir. Çerkeslerin anavatanlarına dönüş hakkı yoktur.
5) Tüm dünyadaki Çerkesler 2014 Olimpiyatları’nın Soçi’de yapılmasına karşı çıkmaktadır.
6) Bugün hala Çerkesya halkı devasa stadyumlar, altın madalyalar ve Olimpiyat kutlamalardan çok daha önemli olan temel insan onuru, hak ve hürriyetlerinden yoksun bırakılmıştır.
7) Rusya Devleti Başbakan Yardımcısı Dimitri Kozak verdiği demeçte, “Kafkasya’ya hiçbir yatırım yapılmayacağını” kamuoyuna duyurmuştur. Rusya milyarlarca doları, Kuzey Kafkasya’nın altyapısını onarmak ve ekonomisini düzeltmek yerine olimpik stadyum inşa etmek için harcamaktadır. Bunun yerli halka hiçbir ekonomik getirisi olmayacaktır. 8 ) Olimpiyat öncesi bugün bölgede, protestocular gözaltına alınmakta, sesini çıkarmaktan çekinmeden düşüncelerini savunanlar ortadan kaybolmakta ve bölgede yaşayanlar rızaları alınmadan ve kendilerine verilen cüzi bir tazminatla zorla yerlerinden edilmektedirler.
9) Soçi bölgesi doğal ekosistemi, bir çevre felaketiyle karşı karşıyadır. Soçi müsabakaları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve koruma altında bulunan “Kafkasya Doğal Rezervleri” için koruyucu kemer niteliğinde bu yerde tesis edilecektir.
10) Kuzey Kafkasya’da yaşayan Çerkesler etnik olarak Ruslarla aynı haklara sahip değildir.
11) Rusya, Olimpiyatlar çerçevesinde yaptığı hiçbir halkla ilişkiler çalışmasında Soçi’nin yerli halkı Çerkeslerin varlığını kabul etmemiştir. Moskova Soçi’nin gerçek tarihi ile ilgili olarak tüm dünya kamuoyunu aldatmaktadır.
12) Rusya Federasyonu sınırları içinde ve Diaspora’da yaşayan Çerkeslerin hiçbiri istedikleri zaman Soçi kentini özgürce ziyaret edememektedirler. Kaldı ki, Olimpiyatlara Soçi’nin yerli halkı Çerkesler hariç herkes davet edilmiştir.
13) Antik tarihi M.Ö. 10,000 yılına kadar dayanan arkeolojik alanlar, tarihsel değerine hiçbir saygı gösterilmeksizin, Olimpik buluşma yeri yaratmak için kasten yok edilmektedir.
14)Amacı barışı ve uluslar arası işbirliğini spor yoluyla yükseltmek olan Olimpiyatların Rusya gibi riyakar bir ülkede yapılması ahlaka aykırıdır. Rusya diğer dünya halklarına yapılan soykırımları tanımasına rağmen, kendisinin Çerkeslere karşı işlediği soykırımı yok saymayı hala sürdürmektedir.

EK-2: SOYKIRIM VE SÜRGÜNÜ ANLATAN TANIKLAR:

Çar I.Petro (1722) : “Rusya’nın çıkarları için mümkün olabildiği kadar İstanbul’a ve Hindistan’a yaklaşmak lazımdır. Buraları elinde tutan Dünya’ya hükmeder. Bunun için de ne gerekiyorsa onu yapmalıyız...” 

Rus General Tsitsianov (1804): “ Kanım kazanda gibi kaynıyor, asilerin kanıyla topraklarınızı sulamak arzusuyla bütün organlarım sarsılıyor... Size diyorum ki benim süngü, gülle ve kan nehri metodumla topraklarınızda akan nehirlerin suyu bulanık akmayacak, ailelerinizin kanıyla boyanmış olarak kıpkırmızı akacak.” 

Grand Dük Michael: “ Dağlılar teslim olmuyor diye biz görevimizi yarıda bırakamazdık. Yarısının temizlenebilmesi için öbür yarısının yok edilmesi gerekiyordu.” 

Prens Baryatinski (Çar Naibi): “Karadenizin kıyılarını bir Rus denizi ve toprağı haline getirmek için dağlıları kıyıdan temizlemek zorundaydık. Dağlı Çerkeslere ulaşabilmemize engel olan Kuban ötesi halkların da tümüyle yerlerinden kaldırılması gerekiyordu.” 

Kafkasya Orduları Kurmay Başkanı Milyutin: “..Dağlıları, zorla ve bizim istediğimiz yerlere göndermeliyiz. Gerekiyorsa Don yöresine sürmeliyiz. Bizim esas gayemiz Kafkas dağlarının eteklerindeki bölgelere Rusları yerleştirmektir. Ancak bunu şimdiden dağlılara hissettirmeyelim...” 

M.İ. Benyukov: (Dağlılara karşı savaşan ve anısını yazan): “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmi projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokimov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün dağlıların denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.” 

Kont Yevdokimov’un Savaş Bakanlığı’na 1863 Kasım ayında gönderdiği yazıdan: “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz...” (Devlet Tarih Arşivinden) 

Rus Tarihçi Sulujiyen: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta bir çok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca,çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı...” 

Rus Tarihçi Zaharyan: “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Avullarını yıktık. Bir çok kabile tümüyle yok edildi...” 

Rus Tarihçi Y.D. Felisin: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü." 

Kont Lev Tolstoy: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti. Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin,ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi...” 

Muhaliflerden N.N. Rayevski:” Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın...” 

Çar II. Alexander’nin Kont Yevdokimov’a kutlama mesajında : “Üç yıl içerisinde Batı Kafkasya’ya boyun eğdirilerek uyuşmaz yerli halkları temizleyip çıkardınız. Uzun yıllar süren kanlı savaşın zararlarını kısa sürede bu verimli topraklardan çıkartabiliriz...” 

Jan Karol: “Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas dağlılarının direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti...” 

Hakhurat Ş.Y.- Liçkov L.S. “Adıgeya isimli kitaplarında: “Çarlık yönetimi, yüz binlerce Çerkesi Kafkasya’dan sürgün etti. Kanlı savaşla dağlı halkları vatanlarından kovarak yok ettiler...” 

Grand Dük Michael: Savaşın sonlarında Kafkasya’ya geldiğinde, Çerkes beylerinin mağlup olduklarını, Rus yönetimini kabul ederek kendi topraklarında yaşamalarına izin verilmesini istediklerinde verdiği cevap: “Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayıp ona göre işlem yapacağız.” 

Y. Abramov Kafkas Dağlıları kitabında: “O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...” 

Rus İ. Dzarov : “ Osmanlı’ya göç etmek üzere yola çıkanların yarısı bile oraya ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok azdır.” 

Rus St.Petersburg Gazetesi: “Savunmaları ile ölümsüzleştirdikleri sahillerden kaçış başladı. Çerkesya artık yok. Dağlardaki artıkları da askerlerimiz yakında temizleyecek ve savaş kısa zamanda sona erecek...” 

Prens Mihail'in Yevdokimov'a mektubu (1863):“ Abzehlerin itaat ettiğini, Ubıhların yenildiğini bildiren raporunuza çok sevindim... Kafkaslar'ın kuzey yamacına cesur birlikleriniz boyun eğdirdi. Güneybatı yamacınında bize düşman vahşi halktan temizleneceği, şimdiye kadar girilemeyen Karadeniz'in doğu kıyısının da Rus nüfus yerleştirilerek gerçekten Rus olacağı zaman yakındır. Ümit ediyorum ki, bu an yakında gelecek ve itaat etmiş bütün Batı Kafkasya'yı imparatorun ayakları dibine sereceğiz.” 

Dekabrist Lorer: ‘’Zass, karargahının yakınında, özel olarak yapılmış küçük bir tepenin üzerine, mızraklara geçirilmiş, sakalları rüzgarda uçuşan Çerkes kafaları dizmişti. Bu iğrenç tabloyu seyretmek üzüntü vericiydi… Bir gün Zass, davetlisi bir hanımın ricası üzerine düşman kafalarını kaldırmayı kabul etti. Bizde o sırada misafiriydik. Generalin çalışma odasına girdiğimizde dayanılmaz, iğrenç bir kokuyla sarsıldım. Zass gülerek, yatağın altında kafaların konduğu sandıkların bulunduğunu söyleyerek şaşkınlığımızı giderdi ve camlaşmış gözleriyle korkunç şekilde bize bakan birkaç kafanın bulunduğu kocaman bir sandığı çekip çıkardı. ‘’ Onları neden burada tutuyorsunuz’’? diye sordum. ‘’ Onları kaynatıyorum, temizliyorum ve anatomi çalışmaları için Berlin’deki profesör dostlarıma gönderiyorum’’ diye karşılık verdi. 

Rus Kazak kadınları Çerkeslerle yapılan savaşlardan sonra savaş alanında dolaşarak Alman asıllı General Zass’ın iyi para ödediği Çerkes kafalarını kesiyorlardı. Zass, bu vahşi uygulamadan vazgeçmesi için üst makamları tarafından uyarılana kadar birçok kafayı kaynatıp temizledi ve Berlin’e gönderdi. 

Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar Gazeteleri: “Ruslar, Kafkasya’nın tamamını yerle bir ettiler. Köyleri ateşe verdiler. Savaştan sonra da yerli halkları vatanlarından sürüyorlar, onlar da terkediyorlar...” 

Fransız Gazeteci A. Fonvill: “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.” 

Polonyalı Albay Teophil Lapinsky: “Göçmenlerin sorunu felakete dönüşüyor. Açlık ve hastalık had safhada. Trabzon’ gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Samsun’a 70.000 kişi indi. Günlük ölü sayısı 500 kişidir. Trabzon’da bu sayı 400 kişidir. Gerede Kampı’nda 300 kişi, Akçakale ve Sarıdere’de günlük ölüm 120-150 kişi arasındadır. İtalyan Dr. Barozzi’nin raporlarında şu ibareler dikkat çekicidir ''İnsanlar, uzun süre bitkiler, bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar.” 

Rus Araştırmacı A.P.Berge: “ Novorovski koyunda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, Ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceksiz bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı... Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adige tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.” 

İngiliz Elçi Lord Napiyer: “Çerkeslerden boşaltılan yerlere derhal Slavlar veya başka Hıristiyanlar yerleştiriliyorlar.” 

İngiliz Konsolos Gifford Palgrave: “17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici...” 

İngiliz Konsolos R.H.Lang: “Samsun’dan çıkan 2718 yolcu Kıbrıs’a geldiğinde 853 kişi ölmüş ve diğerleri de ölüden farksızdı. Günlük ölüm sayısı 30-50 arasındadır.” 

İngiliz Parlamenter M. ANSTEY’in Parlamentoda ki konuşması : “İngiltere’yle ticari ilişkiye girmeye inandırılmış, İngiliz yandaşı yapılmış olan Çerkesya’ya ihanetle suçluyorum sayın Lord Palmerston’u. Hindistan’daki çıkarlarımızla beraber Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı bilerek ve iterek Ruslara teslim ettiğiniz için aynı zamanda İngiltere’ye de ihanet ettiniz...” 

Lord Palmerston 8 yıl sonra aynı parlamentoda konuşurken şunları der: ”Sayın Lordlarım, Çerkesleri kendi başlarına büyük felaketlerle baş başa bıraktığımız doğrudur. Oysa, biz onlardan yardım istedik ve onları büyük fedakarlık ölçüsünde de kullandık...” 

Pinson: “Karadeniz sahilinde Çerkeslerin ölüm oranı % 50’ye yakındır. Sırf Trabzon’da 53.000 kişi öldü. Savaş artığı “yüzen mezarlar” olan gemilerden kaç tanesinin battığı bilinmiyor. Kafkasya’dan Balkanlara sürülen aile sayısı 70.000 ailedir. Edirne: 6.000, Silistre-Vidin: 13.000, Niş-Sofya: 12.000, Dobruca-Kosova-Priştina-Svista: 42.000 ailedir. Yaklaşık 350.000 kişi. Ölüm oranı daha az ve % 15-20 dolaylarındadır...” 

A.P. Berje: Novorosisk limanında 17.000 Çerkes’in çektiği eziyeti ve başlarına gelen afetleri hayatım boyunca unutmayacağım. Kış aylarına rastlayan bu dönemde onca insan burada bir aydan fazla bekletildiler. İnsan kalbine kılıç gibi saplanan birçok olaya şahitlik ettim. Ruslar Çerkesler’e hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kağıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım? 

Shutsejuko Tseyko’nun Çar II. Alexander’a cevabı: (Çar II. Alexander, 1861’de Kafkasya’ya gelmiş. Çerkesler’e kayıtsız şartsız itaat etme ve dağlık bölgelerden inip bataklık düzlüklere yerleşme şartını koşmuştu.) 
’’Belki Kafkasya Rus olacak ama Çerkesler damarlarında kan aktıkça Rus Çarının kölesi olmayacaklar, sağken vatanımızı teslim etmeyeceğiz. Ölüm köle hayatından iyidir. Atalarımızın savaşçı şanına leke sürdürmeyeceğiz; 'Ye tl’ın Ye tl’en - Ya kahraman ol ya öl.' "