Suriye Muhalefeti: 'dünya, Suriye Halkının Yavaş ölümünü İzlemekle Yetiniyor'


Suriye Muhalefeti: 'dünya, Suriye Halkının Yavaş ölümünü İzlemekle Yetiniyor'

AHA İSTANBUL- MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Şam'ın Doğu Gota ve Batı Gota bölgelerinde BAAS rejim güçlerinin 20 Ağustos gecesi gerçekleştirdiği ve 1500'den fazla sivilin hayatını kaybettiği kimyasal silah saldırısı ile ilgili Suriye Muhalefetinin önemli temsilcilerinin de katıldığı bir basın toplantısı gerçekleştirdi.



Suriye Türkmen Kitlesi Genel Sekreteri Dr. Muhammed Şeyh İbrahim, Humus Müdahale Yönetimi Temsilcisi Dr. Fevvaz elAvad ve Suriye Ulusal Hareketi Lideri Dr. İmaduddin Raşid'in katıldığı basın toplantısı, MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Beyhan'ın açılış konuşması ile başladı. Beyhan konuşmasında "Küresel güçlerin aktörleri, ikiyüzlülüğün ötesinde şizofrenik bir tavır içindeler, yerel temsilcileri ise adeta çıldırmış gibi insanlara saldırarak önlerine çıkan herkesi katlediyorlar. Biz MAZLUMDER olarak tam bu noktada, Aliya'nın da dediği gibi 'bu tımarhanede aklın sesi olmak istiyoruz'" dedi.



DR. İMADUDDİN RAŞİD: "Esed rejimi uluslararası kamuoyu ile alay ediyor!"



Toplantıda ilk olarak konuşan Suriye Ulusal Hareketi Lideri Dr. İmaduddin Raşid Gota saldırısına dair önemli açıklamalarda bulundu. Raşid, son yaşanan saldırının rejimin zulümleri içinde şaşırtıcı ya da istisnai bir durum olmadığını ancak uluslararası gözlemcilerin kimyasal silah araştırması yapmak üzere ülkede bulunduğu sırada böyle bir saldırı gerçekleşmesinin rejimin uluslararası kamuoyunu ne kadar hafife aldığı ve onunla alay ettiğinin bir göstergesi olduğunu vurguladı. Raşid konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gerçek problem uluslararası kamuoyunun bu rejime halen meşruiyet tanımaya devam etmesidir. Beşşar rejimi tüm örfleri, kanunları delmesine rağmen uluslararası toplum nezdinde meşruiyete haiz durumdadır. Oysaki bu meşruiyetin muhaliflere verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bizim çok şaşırdığımız bir durum ise İngiliz Hükümeti'nin son saldırının arkasında rejimin olduğu bu kadar netken saldırının arkasında kimin olduğunun bilinmediğini söylemeleridir. Dünkü saldırıda 1500'ün üzerinden kişi hayatını kaybetti, 6000'in üzerinde de yaralı var. Buna rağmen İngiliz Hükümeti'nin 'bir ispat, bir delil bekliyoruz' açıklaması ancak alay edilebilecek bir şey olabilir. Amerika'nın tutumu ile de ilgili oldukça şaşkınız. Çünkü Amerika defalarca kırmızıçizgilerinin kimyasal silah kullanımı olduğunu açıklamıştı. Bizim bu silahların kullanıldığına dair birçok raporumuz var. Bu raporlara göre Suriye rejimi 61 kez çeşitli yerlerde Suriye halkına karşı kimyasal silah kullanmıştır. Bu saldırılar sonrası yapılan analizlerle elde edilen numuneler ve raporlar da Türk Hükümeti tarafından Amerikan elçiliğine ulaştırılmıştır. Ancak buna rağmen Amerika halen net bir tavır takınmamıştır. Amerika'nın gereken tavrı takınması için ne yapmamız gerektiğini artık bilmiyoruz".



DR. İMADUDDİN RAŞİD: "Esed rejimi, son kimyasal silahı, muhalefetin başarılarından dolayı kullanmak zorunda kaldı"



İmaduddin Raşid, basın mensuplarının muhaliflerin başarıları konusunda gerçek haberleri yayınlamadıklarını, son iki buçuk yıllık süreçte şebbiha, silahlı kuvvetler, polis ve istihbarattan 163.000 kişinin öldüğünü ifade ederek "Rejimi bu kimyasal silahı kullanmak zorunda bırakan şey aslında silahlı muhalefetin son dönemde ulaştığı başarılar ve gerçekleştirdikleri zaferlerdir. Son dönemde direniş güçleri rejim askerlerini büyük bir kuşatma altına aldılar, öyle ki bu alan Şam'ın üçte birini teşkil ediyordu. Kuzey doğu aksındaki bölgeleri direnişçilerimiz son bir yıldır kontrol altında tutuyordu. İlerleme devam ettiği takdirde özellikle 3 hava istihbarat güvenlik kurumlarının pek çoğu direniş güçlerinin eline geçecekti. Rejim bu durumdan kurtulamayacağını görünce kimyasal silah kullandı. Rejim bu silahları gece insanlar uyurken kullandı. Bildiğiniz gibi Özgür Suriye Ordusu tıbbi anlamda yeterli kadrolara sahip değil. Böyle saldırılarda gerek tıbbi yardım yapan gerek sivil savunma yapan bu ordunun mensupları oluyor. Rejim bu saldırıyı gece yaparak direnişçilerin halkı kurtaran ekipler haline dönüşmesini sağladı ve ardından ikinci kez vurarak direnişçileri yok etme hedefi güttü. Ancak Allah'ın lütfu sayesinde onların bu taktiği işe yaramadı. Özgür Suriye Ordusu'nun tamamı kurtarma eylemine iştirak etmediler çünkü rejimin böyle bir taktik kullanacağını biliyorlardı. Komik olan ise rejim bu kimyasal silahla kendi askerlerinin de bir kısmını kaybetmiştir. Bu da rejimin bu hücumunda da başarısızlığının göstergesidir. Meze bölgesinde 601 numaralı askeri hastaneye 34 kadar ambulansın kimyasal silahtan etkilenen askerleri taşıdığı kaydedilmiştir. Yani bu saldırı ile rejim bir başarı sağlayamamıştır" dedi.



Gota'daki saldırıyı siyasi açıdan da değerlendiren Raşid, rejimin son saldırı ulaşmaya çalıştığı amacı şöyle anlattı: "Bildiğiniz gibi Cenevre'deki ikinci toplantıya Suriye rejimi katılacağını ilan etmişti. Muhalifler de bu toplantıya katılacaklarını açıklayınca Suriye rejimi bu toplantıdan kaçınmak için kendisine bir bahane yaratmış oldu. Hatta dün ulusal mecliste yapılan açıklamada Cenevre toplantısına gerek olmadığını söyledikleri bir açıklama yaptılar. Bu da rejimin bu toplantıdan kaçınmak istediğini gösteriyor ki bu toplantının asıl amacı iki tarafın müzakere etmesini sağlamaktı. Tabi ki burada belirtmek gerekiyor ki direniş güçlerinin, muhalefetin amacı Cenevre toplantısında rejim ile müzakere etmek değil, bilakis rejimin biran önce gitmesi anlamında görüşmelerde bulunmaktı. Suriye'de yaşanan savaşın iki tarafı da Suriyelilerden oluşuyor, savaşta kaybedilen gücün tamamı Suriyelilerin güçleri, yıkımın tamamı Suriyelileri etkiliyor. Öyleyse bu savaştan kim istifade ediyor? Biz bu savaştan en büyük yarar sağlayanın İran olduğunu düşünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki İran Esed'egerek verdiği talimatlarla, gerek de para ve silah yardımıyla bu savaşın devam etmesini sağlıyor. İran'daki mollaların ve rejimin bu savaştan istifade ettiğini net bir şekilde söyleyebiliriz. Bugün Beşşar Esed öldürülse bu savaş bitmeyecek, çünkü İran bu savaşın devam etmesini istiyor. Bu savaştan kimin çıkar sağladığını doğru tespit edebilirseniz savaşın nereye gideceğini de doğru tespit edebilirsiniz. Suriyeliler dostlarının kim olduğunu net olarak görüyorlar ve Suriyelilerin devrim yolunda her zaman kullandıkları sloganda dedikleri gibi Suriyelilerin Allah'tan başka kimselerinin olmadığını düşünüyorum".



DR. FEVVAZ EL-AVAD: "Neden Suriyeli çocukların, Suriye halkının kanı bu kadar ucuz? Soğukkanlılıkla yaşanan bu katliamlardan gerçek çıkarı olan kimdir?"



Raşid'in ardından söz alan Humus Müdahale Yönetimi Temsilcisi Dr. Fevvaz el Avad "Suriye'de ölümlerin çeşitleri çok arttı. Suriye halkı bugün çok çeşitli yollarla öldürülüyor. Suriye'de bugüne kadar ölenlerin sayısı yüz bini aştı. Bu insanların ölümü kimyasal silah yoluyla olmadığı için göz ardı mı edilmeli? Suriye'de bugüne kadar gerçekleştirilen kimyasal saldırıların hepsi insan hakları örgütlerinin raporlarına yansıdı. Şuan bizim de elimizde Suriye'de kullanılan kimyasal silahlara dair İngilizce ve Arapça detaylı raporlarımız var. Size, birçok insanın ölümüne sebep olan Humus'ta, Halep'te, İdlip'te, Şam'daki kimyasal silah kullanımlarını örnek olarak verebiliriz. Yapılan tüm bu kimyasal saldırılar ya savaş uçakları ya da orta menzilli füzelerle gerçekleştirilmiştir. Bu da bize bu saldırıları rejimin yaptığını kanıtlıyor. Çünkü bu silahlar direniş güçlerinin elinde yok. Rejim bu kimyasal saldırıları muhalif güçlerinin yaptığını iddia ediyor. Hiçbir akıl sahibi direnişçilerin kendi çocuklarına, ailelerine karşı kimyasal silah kullanmış olabileceğini kabul etmez. Daha önceki saldırılarda kimyasal silahtan etkilenen 50 yaşında bir kadın, 19 yaşında hamile bir kadın, 14 yaşında bir çocuk ve 35 yaşında bir erkek hastanın Türkiye'ye getirilerek tıbbi tahliller yapılarak raporlar hazırlanmasını gerçekleştiren Türk hükümetine de teşekkür ediyoruz. Türkiye'nin bu tavrı uluslararası topluma kimyasal silah kullanımını araştırması için bir komisyon kurularak bölgeye gönderilmesi konusunda bir baskı oluşturdu ve yol açtı. Ancak rejim, bu komisyonun kimyasal silah kullanılan yerler yerine kendi belirlediği yerlere gitmesi konusunda çaba sarf ediyor. Tüm bunların yanında Suriye'den 3 milyonun üzerinde kişi yurtdışına mülteci olarak çıkmıştır. 10.000 milyon insan da Suriye içinde yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu, her üç Suriyeliden birinin yaşadığı yerleri terk ederek işsiz ve barınaksız bir şekilde yaşam mücadelesi verdiği anlamına geliyor. Humus 1,5 yıldır ambargo altında. Ne gıda, ne ilaç, hiçbir şekilde yardım alamıyor. Humus halkı her an ölüm ve işkence korkusuyla yaşıyor. Ama dünya, Suriye halkının bu yavaş ölümünü izlemekle yetiniyor. Medya aracılığıyla Suriye'de yaşananlar gözler önüne serildiği halde neden dünya kılını kıpırdatmıyor. Neden Suriyeli çocukların, Suriye halkının kanı bu kadar ucuz? Soğukkanlılıkla yaşanan bu katliamlardan gerçek çıkarı olan kimdir? Dünyanın vicdanı ölmüş müdür?"



DR. MUHAMMED ŞEYH İBRAHİM: "Suriye'deki katliamlara sesini çıkarmayan herkes bu zulmün bir parçasıdır"



Suriye Türkmen Kitlesi Genel Sekreteri Dr. Muhammed Şeyh İbrahim ise konuşmasında şunları söyledi: "Suriye Türkmen Kitlesi olarak zalim Esed rejiminin katliamlarına sesini çıkarmayan herkesin bu zulmün bir parçası olduğunu belirtmek istiyoruz. Bugün Suriye'de kimyasal silah kullanılması bizim için iki anlama gelmektedir. Birincisi; Suriye rejimi ve Esed'inuluslararası kanunu hiçbir şekilde umursamadığını, öyleyse BM veya uluslararası savaş suçları mahkemesi ile bu rejimi tehdit etmenin hiçbir anlamı olmadığını ifade ediyor. İkinci olarak da rejimin uluslararası kanunlarca yasaklanan kimyasal silahları kullanması Esed rejiminin askeri ve silah gücü anlamında tükendiğinin bir göstergesidir. Bu saldırının zaman açısından uluslararası gözlemcilerin Suriye'de olduğu sırada gerçekleştirilmesi ile Suriye rejimi uluslararası topluma muhalifleri desteklemesi durumunda bundan daha büyük saldırıları yapacağı gözdağını verme amacını taşıdığını düşünüyorum. Mekan anlamında da bu saldırıyı değerlendirirsek, saldırının rejim taraftarlarının olmadığı bölgeye yapıldığı görülüyor. Suriye'de 3 milyondan fazla Türk yaşamaktadır. Suriye'deki Türkmenlerin tamamı Suriye halkıyla aynı kaderi paylaşmış durumda. Biz siyasal aktörler olarak silah taşımıyoruz ancak silah taşıyanları da destekliyoruz. Çünkü geldiğimiz süreç bize artık sözün anlamının kalmadığını gösteriyor. Uluslararası kurumların yaptıkları açıklamalar, ortaya fiili bir tavır koyulmadığı müddetçe hiçbir anlam ifade etmiyor. İnşallah yakın zamanda zafere ulaşırız. Tüm bu karanlıkların içinden inşallah bir Şam şafağı doğacak".



Son olarak MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Av. Halim Yılmaz basın açıklaması metnini okudu. Açıklamada, BM heyetinin henüz Suriye'de iken, delillerin karartılması ve yok edilmesi ihtimaline karşı biran önce kimyasal silah iddialarının araştırması gerektiği, iddialar doğru ise uluslararası sözleşmeler ve hukuk çerçevesinde insanlık suçu işleyen şüphelileri evrensel hukukun mekanizmalarına sevk etmeleri gerektiği vurgulandı.



Toplantı sonunda basın mensuplarından İmaduddin Raşid'e gelen Cenevre Konferansı'na Suriyeli muhaliflerin katılıp katılmayacağı sorusu üzerine Raşid şunları söyledi: "Şuan muhalifler olarak bu konuyu görüşüyoruz. Bu son saldırıdan sonra biraz da uluslararası toplumun tepkisine göre karar vereceğiz. Ancak ilk işaretler uluslararası toplumun bugünkü tavrına karşı tepki olarak bu katılımın gerçekleşmeyeceğini gösteriyor".



Daha sonra bir basın mensubunun "Suriye'nin kuzeyinde PYD ve Nusra arasında çatışma hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu iki grup ta Özgür Suriye Ordusunun içinde değil mi?" sorusu üzerine Raşid şunları söyledi: "Hayır, bu iki grup ta Özgür Suriye Ordusunun içinde değil. Devrimin başından itibaren çeşitli silahlı gruplar Özgür Suriye Ordusunu oluşturuyor. Ancak bazı gruplar Özgür Suriye Ordusunun dışında savaşıyorlar. Nusra Cephesi de bunlardan biridir. PYD ise PKK'nın Suriye'deki koludur. Devrim başlangıcında bu hareket de muhaliflerle birlikte yer alırken son dönemde ortaya çıkan rejim ile yaptıkları gizli anlaşmalar olduğu ve bu anlaşmalar doğrultusunda petrol bölgelerini rejimin çıkarları doğrultusunda koruma görevini üstlendiklerini söyleyebiliriz".