Cised Basın Açıklaması
AHA-İSTANBUL Eşcinselliğin tedavi edilebileceği ile ilgili görüşlerinin tam olarak anlaşılamadığını söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “CİSED olarak, “tüm eşcinselleri tedavi etme çabasında ve ısrarında olduğumuz, hatta onları zorladığımız” gibi çarpık ve çirkin iddialar, bazı kötü niyetli kişi ve kurumlar tarafından dillendirilmektedir. Oysa ki biz CİSED olarak, tedavi arayışında olan, tedavi olamayacaksa intihar etmeyi düşünen ve değişim isteyen eşcinsellere de tedavi şansının verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü biz, eşcinselliğin doğuştan olmadığını, çocuklukta aile içinde yaşanan bazı travmalardan kaynaklanan gelişimsel bir kusur olduğunu ve kişisel bir tercih olmadığını düşünüyoruz. Bize göre eşcinsellik bir tercih değildir, ancak kişi eğer eşcinsel dürtülerini eyleme dökerse yani eşcinsel ilişki yaşarsa o zaman bu onun bilinçli seçimidir. Buna da kimse birşey diyemez. Ancak eşcinsellik konusunda her ruh sağlığı profesyoneli gibi bir duruş sergilemek de gerekmektedir. Bir grup ruh sağlığı profesyoneli, eşcinselliği değişemez tek bir yapı olarak ele alma eğilimindeyken; bir grup ruh sağlığı profesyoneli de eşcinselliğin tek bir yapı olarak ele alınmaması gerektiğini ve bazı tiplerinin tedavi edilebileceğini görüşünü savunmaktadır. Biz CİSED olarak ikinci görüşteyiz." dedi.
Eşcinsellik tek bir yapı değildir
Eşcinsel yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden ve tedavi arayışında olan kişilere “hasta” denilebileceğini ve isterlerse tedavi olabileceklerini ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; ''Eşcinsellikte tek bir yapı değildir, çeşitli alt tipleri vardır ve eşcinselliğin bazı tipleri tedavi edilebilir. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkânı sağlamamak, “bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir” demek, gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur. Eşcinsel yönelim birçok farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Egosintonik dediğimiz kendisiyle ve benliğiyle uyumlu gerçek eşcinsellik tipine giren bir kişi, eşcinsel kimliğinden memnundur, kendisini böyle kabul etmiştir ve duygu, düşünce ve eylemlerinden rahatsızlık duymaz. Bu kişiler zaten cinsel kimliklerinde bir sorun olmadığı için değişim ve onarımı içeren bir tedavi arayışında da olmazlar. Kimse de onları tedavi olmaya zorlayamaz. Çünkü gerçek eşcinsellik, 1974’ten beri psikolojik ve ruhsal hastalık sınıflamasına göre bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. Ancak kendini bu şekilde kabullenemeyen yalancı, geçici ya da eyleme vurmayan eşcinseller de vardır ve bu kişiler tedavi arayışı içersindedirler. Eğer kişi eşcinsel bir yaşam sürmek istiyorsa buna saygı duyulmalıdır, ancak eğer kendini bu şekilde kabullenemiyor ve değişmek istiyorsa buna da saygı duyulmalıdır. Farklı görüşler olmasa, herkes aynı görüşte olursa toplum gelişebilir mi? Biz de sunduğumuz ve tüm dünyada saygı gören ve hızla yayılan görüşlerimize saygı duyulmasını bekliyoruz.'' dedi.
Kimse tedaviye zorlanamaz
En çok ergenler ve eşcinsellik korkusu olanlar tedavi olmak istiyor
Eğer kişi eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyuyorsa ona tedavi şansının sunulması gerektiğini söyleyen CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; ''Eşcinselliğin bazı tiplerinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu hakkındaki görüşümüz bir çok kişi tarafından insan haklarına uygun bulunmamaktadır. Asıl insan haklarına aykırı olan ''ben böyle mutlu değilim, yaşamak istemiyorum, eğer bu duygu ve düşüncelerim devam ederse intihar edeceğim'' diyen kişilere ''sen böylesin ve böyle kalmalısın, başka seçeneğin yok'' demektir. Kimse istemediği birşeyi yapmaya zorlanamaz, kimse tedaviye de zorlanamaz. Ancak kişiler değişmeyi istiyorlarsa onlara bu hak verilmelidir.'' dedi.
Hergün yüzlerce e-posta veya telefon görüşmesi alıyoruz
CİSED’in mail ve telefonlarına eşcinselliğin tedavisi konusunda her gün çok sayıda soru geldiğini söyleyen CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; ''Eşcinsel yönelim konusunda en fazla ergenlerden, yaşadıklarından pişmanlık duyanlar ve eşcinsel olma korkusu yaşayan kişilerden mail ve telefon gelmektedir. Ergenlik döneminde özellikle 12-18 yaş arası gençler hemcinslerine karşı duydukları ilgiden endişelenmekte ve bunun için çözüm aramaktadırlar. Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri cinsel kimliğin şekillendiği dönemlerden biri olmasıdır ve bu dönemde gençler bazen kendi cinslerine de ilgi duyabilirler. Bu gençlere “sen eşcinselsin” demek ne kadar doğrudur? Yine özellikle obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tanısı almış kişilerde de eşcinsel oma takıntısı fazlaca görülmekte ve bu kişiler hemcinslerşine karşı en ufak bir tahrik duygusu hissettiklerinde paniğe kapılmaktadırlar. OKB yüzünden eşcinsellik takıntısına sahip bir kişiye de “sen eşcinselsin” demek doğru olmayacaktır.'' dedi.
Kendini kabullenmiş birey zaten tedaviye başvurmaz
CİSED olarak vurgulamak istedikleri konunun ''tüm eşcinseller tedavi olmalıdır'' mantığı olmadığını ve sadece bu durum yüzünden acı çeken kişilere destek verilmesi gerektiğini savunduklarını belirten CİSED Genel Sekreteri Psikolojik Danışman Fatma Ayrık; “Biz eşcinselliğin altında yatan nedenin ne olduğunu kişinin eşcinsel yönelim terapisi ile keşfetmesini sağlamaya çalışıyoruz. Terapi süreci kişinin kendini adamasını gerektiren ve uzun soluku bir süreçtir. Tedavi 6 aydan başlayıp 6 yıla kadar devam eden uzun bir süreçtir. Bunu istemeyen bir birey zaten tedaviye başvurmaz veya terapiye devam etmez. Bu nedenle eşcinselleri tedaviye zorlamak mümkün değildir, çünkü önce değişmeyi kişinin kendisinin istemesi gereklidir.'' dedi.
Eşcinsellik açılımı: “Eşcinsellik Kader Değildir”
CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe’nin “Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitabıyla ülkemizde bir tabu haline getirilmeye çalışılan eşcinsellik meselesini tartışmaya açtığını ifade eden CİSED Genel Sekreteri Psikolojik Danışman Fatma Ayrık; “Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitap ülkemizde adeta bir eşcinsellik açılımı yapmıştır. Çünkü eşcinsellik, sadece zekilerin görebildiği iddia edilen bir elbise diktiren çıplak kral hikayesine benzetildi ve adeta tabulaştırıldı. "Kral çıplak" diye haykıran çocuğun sesi gibiydi "Eşcinsellik Kader Değildir" adlı kitap. Son yıllarda başta ruh sağlığı profesyonelleri, entellektüeller ve medya olmak üzere herkes, sözbirliği etmişçesine, eşcinselliğe görünmez kumaştan alımlı bir elbise dikmeye çalıştı. Aslında medya mensupları da, din adamları da, ruh sağlığı profesyonelleri de farkındaydı eşcinselliğin üzerinde öyle değişik bir elbise bulunmadığının, halk da. Yani kralın çıplak olduğunu herkes görüyor, kulaktan kulağa söylüyordu; ancak tarif edilen elbise dikilebilse kralın üzerinde öyle güzel duracaktı ki herkes bu ortak yalana inanmış gibi yapmayı seçti: "Eşcinsellik üçüncü bir cinsiyettir", "Eşcinsellik bir tercihtir", "Eşcinsellik doğuştan gelen, genetik bir yapıdır", "Eşcinsellik hastalık değildir", "Heteroseksüelliğin normal olduğunu kim söyleyebilir" gibi farklı türünden hayranlık cümleleri döküldü ağızlardan. Böylesi işine gelenler yani bilimsel bir meseleye ideolojik yaklaşanlar kralın yani eşcinselliğin gerçek fotoğrafını çekmeye hiç yanaşmadılar. Kralın üstünde elbise filan olmadığını görenler de yobaz, aptal, çağ dışı, homofobik hatta gizli eşcinsel yerine konmamak için susmayı tercih ettiler. Ancak gerçek: "Kral çıplak... Kral çıplak!.." Bu nedenle kimsenin tartışmaya cesaret bile edemediği ve aykırı fikirlerini kapalı kapılar ardında sessizce paylaşabildiği eşcinsellik hakkında, kitap yazmak cesaret ister, yürek ister. Çünkü, bir kısım ruh sağlığı profesyoneli, eşcinsellik ile ilgili ayrımcılığa haklı olarak tepki gösterirken, aynı zamanda bilimsel düzlemde “eşcinsellik nedir?” tartışmasını sürdürmeyi de sanki ayrımcılığa yol açacak tehlikeli bir durummuş gibi baştan sansürlemiştir. Bu noktada yapılması gereken, eşcinselleri varolmak istedikleri biçimde kabul ederken ve haklarını savunurken; eşcinsellikle ilgili eleştirel düşüncelere sahip olanların, ruh sağlığı camiasından dışlanmaması, bu fikirlerinden ötürü ayrımcılığa tabii tutulmaması, "gizli eşcinsel veya homofobik" diye yaftalanmamasıdır. Çünkü, işin doğası gereği insana dair her durumun tartışılabilir olması gerekir, eşcinsellik tartışılmaz bir tabu veya dogma değildir. Bu varoluş halinin tartışılıyor olması, bu halde olan insanlara karşı ayrımcılığı meşrulaştırmadığı gibi, eşcinselliği de meşrulaştırmaz” dedi.